Şub 10
0 Comments

Remote çalışma kalıcılaştıkça, evdeki çalışma köşesi artık sadece “şık dursun” diye kurulmuş bir alan değil, odak, sağlık ve performans meselesi. Gün boyu yanlış sandalyede oturup sırt ağrısı yaşamak, masanın üstünde biriken dağınıklık yüzünden dikkat kaybetmek, toplantıda yankıdan dolayı zor duyulmak ya da yetersiz ışıkla gözleri yormak çok tanıdık.

Bu rehberde alan seçimini netleştirip ergonomiyi doğru kuracak, ışığı (gün ışığı ve yapay ışık) verimli kullanacak, sesi kontrol altına alacak, toplantı teknolojini toparlayacak, düzen ve sürdürülebilir seçimlerle alanı uzun vadede yönetilebilir hale getireceksin. 2026 eğilimlerine de kısaca değineceğiz; biyofili (doğa teması), doğal malzemeler, akıllı aydınlatma ve sensörlü ergonomi gibi çözümler, ev-ofisi daha konforlu ve ölçülebilir şekilde iyileştiriyor. Daha geniş perspektif için 2025 Ofis Tasarımı Trendleri yazısına da göz atabilirsin.

Çalışma alanını seçerken önce akışı düzelt: evin içinde doğru köşe nasıl bulunur?

Home-office kurarken ilk refleks “şuraya bir masa koyayım” oluyor. Oysa asıl farkı yaratan şey, evin içindeki akış. Gün içinde kim nereden geçiyor, hangi ses nereden geliyor, ışık gün içinde nasıl dönüyor, toplantıda arka plan ne gösteriyor, hepsi birbiriyle bağlı. Doğru köşeyi bulduğunda hem dikkat dağıtıcılar azalır, hem de iş ve özel hayat sınırı netleşir.

Küçük evde ya da stüdyo dairede bu seçim daha kritik. Çünkü çalışma alanın, salonun veya yatak alanınla komşu olur. Çocuklu evlerde ise en önemli konu, gürültüyü “sıfırlamak” değil, yönetilebilir hale getirmek.

Gürültü, geçiş trafiği ve dikkat dağıtıcılar: en sessiz noktayı bulma yöntemi

Evde sessiz köşeyi bulmak için kulakla değil, rotayla başla. 1 gün boyunca ev içinde en çok kullanılan hatları gözle: mutfak ile salon arası, antre ile banyo arası, çocuk odası kapısı önü, balkon kapısı çevresi. Bu hatlar, fark etmesen de gün içinde sürekli “mikro kesinti” yaratır.

Mutfak ve TV yakını genelde riskli bölgelerdir. Mutfak, su sesi, kahve makinesi, dolap kapağı, konuşma ve koku gibi dikkat bölen uyaranlarla doludur. TV ise sen açmasan bile evde biri izlediğinde ses, görüntü ve konuşma trafiği üretir. Kapı önü ve koridorlar da “geçiş şeridi” gibidir, oturduğun yerde sürekli bir hareket görürsün.

Toplantısı sık olanlar için öncelik sırası nettir: kapısı kapanabilen bir köşe, yoksa en azından sırtını duvara verip görüş alanını sınırlayacağın bir nokta. Çocuklu evde kısa bir çözüm örneği: çalışma köşeni çocuk odasına değil, evin en az kullanılan bölümüne (örneğin yatak odasının bir köşesi) alıp, çalışma saatinde kapıyı kapatmak.

Hızlı kontrol için şu 5 maddeyi uygula:

  1. Masanın yanından günde kaç kişi geçiyor, 10’dan fazlaysa ele.
  2. Mutfak, TV ve antreye aynı anda yakın mı, ele.
  3. Kapı zili, bina kapısı, asansör sesi duyuluyor mu, risk.
  4. Toplantıda kapıyı kapatabiliyor musun, puan kazanır.
  5. Priz ve modem erişimi kolay mı, kabloyla uğraştırmıyorsa iyi.

Işık ve arka plan planı: kamera karşısında daha profesyonel görünmek

İyi bir kurulum, kamerada “daha kurumsal” görünmekten önce daha net görünmektir. Masayı pencereye göre konumlandırırken hedef şu: yüzün yumuşak bir ışık alsın, ekranda parlama olmasın. En pratik çözüm, masayı pencereye yan gelecek şekilde yerleştirmek. Böylece gün ışığı yüzünü dengeli aydınlatır, ekran yansıması da azalır.

Pencereyi tam arkana almak çoğu zaman kötü sonuç verir, kamera arkadaki parlaklığı ölçer, yüzün karanlık kalır. Pencereyi tam karşına almak da ekranda yansıma ve göz kısma yaratabilir. Perde burada küçük ama etkili bir oyuncu. İnce tül perde, ışığı kırar, kontrastı düşürür.

Arka plan tarafında amaç, “tasarım şovu” değil, gözü yormayan bir düzen. Açık renk duvarlar (kırık beyaz, açık gri) kamerada daha temiz görünür. Dağınıklığı azaltmak için arkanda görünen alanı 1 metrekare gibi düşün, o kareyi sade tut.

Kötü kurulum: Pencere arkada, arkada çamaşır askısı ve dağınık raf, tavandan sert ışık, ekranda parlama. İyi kurulum: Pencere yanda, arkada sade bir duvar veya düzenli raf, masada tek bir yumuşak ışık, ekran yansıması perdeyle kontrol altında.

Küçük alanlarda bölme hilesi: paravan, raf, halı ve perde ile sınır çizmek

Kiralık evde duvar kıramazsın, ama sınır çizebilirsin. Küçük alanlarda hedef, fiziksel olarak “oda yapmak” değil, beynine “burası iş yeri” sinyali vermektir. Bunun için en pratik dört araç: ince paravan, raflı bölücü, halı, perde.

Stüdyo daire örneği: Yatak ile çalışma alanı arasında ince bir paravan kullan, masanın altına küçük bir halı ser. Halı, hem akustiği yumuşatır hem de görsel zona ayırır. Küçük evde salon köşesinde çalışıyorsan, açık arkalı bir rafı (kitaplık gibi) koltukla masa arasına koymak işe yarar, hem depolama sağlar hem de arka planı toparlar. Çocuklu evde perde iyi bir “kapat aç” çözümüdür, iş bitince perdeyi kapatıp alanı gözden saklayabilirsin.

Alanı boğmamak için ölçü mantığı basit: sandalyeni geri çektiğinde duvara çarpmamalı, arkada en az 60 cm geçiş payı kalmalı. Masa derinliği azsa ekranı gözden uzaklaştıramazsın, bu da boyun yorgunluğu getirir. Raf veya paravan eklerken, oturduğunda omuz hizanı sıkıştırmayacak bir genişlik bırak.

Bu küçük sınırlar, gün sonunda bilgisayarı kapattığında zihninin de “mesai bitti” demesine yardım eder. İş ve özel hayatı ayırmanın en pratik yolu, ev içinde doğru köşeyi doğru şekilde işaretlemektir.

Ergonomi temel kural: 8 saat oturmaya uygun masa ve sandalye nasıl seçilir?

Günde 8 saat oturmak, bedenin üstüne yavaş yavaş binen bir yük gibidir. Doğru masa ve sandalye seçimi bu yükü tek bir noktaya yığmak yerine vücuda dağıtır. Hedefin “en pahalı ürün” değil, vücuduna uyan ayar aralığı olması gerekir. Küçük bir ipucu: Kurulumu yapınca ağrıların hemen sıfırlanmasını bekleme, ama doğru ayarla baskı noktaları azalır, gün sonunda belin ve boynun daha az yorulur.

Sandalye ayarı ve oturuş: bel, boyun ve bilek ağrısını azaltan ayarlar

Önce sandalyeyi ayarla, sonra masayı ve ekranı ona göre hizala. Sandalyede en kritik konu yükseklik ve bel desteği. Oturma yüksekliğini ayarlarken kalçan biraz geride kalsın, dizlerin yaklaşık 90 dereceye gelsin. Ayakların yerde düz basmıyorsa, ayar tutmuyordur (gerekirse ayak dayama kullan).

Bel desteğini boşluk doldurur gibi düşün. Bel boşluğuna temas etmeli, seni öne itmemeli. Sırtlık açı olarak hafif geriye yaslanmaya izin vermeli, ama “koltukta kaybolma” hissi yaratmamalı. Kolçaklar omuzları yukarı kaldırmayacak yükseklikte olmalı. Omuzlar düşük ve rahat kalıyorsa doğru yoldasın.

Ekran hizası da oturuşu belirler. Ekrana bakmak için çeneni öne uzatıyorsan, boynun yük alır. Bileklerde en sık hata, klavye ve fareye uzanmak. Dirsekler gövdeye yakın kalsın, bilekler düz dursun.

Doğru his” testi için 10 saniye ayır:

  • Omuzlar rahat mı?
  • Bilekler düz mü?
  • Ayaklar yerde mi?

Sık görülen hatalar: sandalyeyi çok alçak yapmak, kolçakları çok yukarıda bırakmak, laptopla saatlerce çalışmak. Örnek bir model sayfasında ayar beklentini netleştirmek istersen, Felix ergonomik çalışma koltuğu gibi bel destekli seçeneklerde mekanizma ve destek noktalarına bakabilirsin.

Masa yüksekliği, ekran konumu ve laptop kullanımı: en pratik kurulum

Masanın yüksekliği, bilek ve omuz konforunu direkt etkiler. Kural basit: Klavye kullanırken dirseklerin yaklaşık 90 derece civarında kalsın, omuzların yukarı çıkmasın. Masa yüksekliğini sadece “standart ölçü” diye değil, sandalye ayarınla birlikte düşün.

Monitörde hedef, üst çizginin göz hizasına yakın olmasıdır. Çok yukarı bakarsan boyun gerilir, çok aşağı bakarsan kamburlaşma başlar. Ekran mesafesini de kol boyu gibi düşün, gözlerin kısılmadan okuyabiliyor olmalısın. Klavye ve fareyi mümkün olduğunca yakın tut, masa üstünde ileri uzanma hareketi boynu ve omzu yorar.

Laptop kullanıyorsan pratik çözüm şudur: Laptopu bir stand ile yükselt, harici klavye ve fare ekle. Laptopu masaya koyup gün boyu eğilmek, ergonomiyi tek hamlede bozar. Kablo ve adaptörleri masanın arkasına sabitle, diz hizasında sallanan kablolar hem görüntüyü dağıtır hem de hareketini kısıtlar.

İki monitör kullanacaksan, en çok baktığın ekranı tam karşıya al. İkisini eşit kullanıyorsan aradaki birleşim çizgisi burnunun hizasında olsun. Masa seçerken derinlik ve kablo yönetimi için seçenek görmek istersen, şık ve fonksiyonel ofis masaları sayfasındaki farklı tabla ve ayak tipleri fikir verebilir.

Hareket eklemek şart: mini molalar, ayakta çalışma ve küçük ekipmanlar

En iyi sandalye bile seni “hareketsizliğin yan etkilerinden” tam korumaz. Bu yüzden ergonomi, sadece mobilya değil, günlük ritimdir. Basit hedef: 30-60 dakikada bir 1-2 dakika hareket. Su almak, omuz çevirme, kısa bir yürüyüş bile dolaşımı destekler. 1 dakikalık esneme, uzun bir güne daha iyi dayanmanı sağlar.

2026 tarafında öne çıkan yaklaşım, abartılı vaatler değil, alışkanlıkları destekleyen çözümler. Yarı hareketli otur-ayakta sistemler (yükseklik ayarlı masalar) gün içinde pozisyon değiştirmeni kolaylaştırır. İstersen sabah 1 saat ayakta, öğleden sonra oturarak gidebilirsin. Sensörlü ergonomi çözümleri de duruşun bozulduğunda küçük uyarılarla hatırlatma yapar, ama mucize gibi düşünme, seni sadece daha dikkatli yapar. Bir de kavisli masa formları var, bilek ve ön kolun masaya temasını yumuşatır, uzun yazı günlerinde daha konforlu hissettirebilir.

Küçük ama etkili parçalar:

  • Ayak dayama, ayaklar yere basmıyorsa denge sağlar.
  • Mouse pad, bileğin masaya sürtünmesini azaltır.
  • Bilek desteği, doğru yükseklikteyse düz bileği korur (fazla kalınsa ters etki yapar).

Sık hata listesi: molayı “iş bitince”ye bırakmak, ayakta çalışmayı tüm güne yaymak, ekipman ekleyip ekran hizasını düzeltmemek. Burada amaç maraton koşmak değil, gün boyu bedeni yormadan ilerlemek.

Işık, renk ve hava kalitesi odak süresini uzatır: rahat bir çalışma atmosferi kur

Home-office’te odak kaybı çoğu zaman “dikkatim dağıldı” diye başlar, ama kökte genelde ışık, renk ve hava vardır. Yanlış açıdan gelen gün ışığı ekranda parlamaya dönüşür, sert tavan ışığı gözleri yorar, bayat hava ise zihni ağırlaştırır. İyi haber şu, pahalı bir yenilemeye gerek yok. Doğru yerleşim, katmanlı aydınlatma (genel, görev, ortam), birkaç doğal dokunuş ve basit havalandırma rutiniyle daha uzun süre sakin ve net çalışırsın.

Gün ışığını doğru kullan: yansıma ve göz yorgunluğunu azaltan yerleşim

Gün ışığı “bedava” gibi görünür, ama kontrol edilmezse en hızlı yoran şeylerden biri olur. En güvenli yerleşim, masayı pencereye tam karşı ya da tam arka koymak değil, pencereye yan yerleştirmektir. Böylece ekran yansıması azalır, yüzün de gün içinde daha dengeli ışık alır.

Ekran ve pencere açısı için pratik kural: Monitöre oturduğunda pencere görüş alanının tam içinde kalıyorsa, gün içinde gözlerin sürekli kontrastla savaşır. Ekranı 10-15 derece bile çevirmen fark yaratır. Parlama oluyorsa “parlaklığı yükselteyim” refleksi kısa vadede işe yarar, uzun vadede göz yorgunluğunu artırır. Hedef, ekran parlaklığı ile ortam ışığını dengelemek. Ortam çok aydınlıksa ekranı yükseltirsin, ortam karanlıksa ekranı biraz kısarsın.

Perde ve gölgelik tarafında bütçe dostu seçenekler iş görür:

  • İnce tül perde, ışığı yumuşatır ve kontrastı düşürür.
  • Stor perde, öğle saatlerinde doğrudan ışığı keser.
  • Pencereye yapışan mat film, özellikle güney cephede parlama kontrolüne yardım eder.

Gün içinde ışık değişir, sabah sakin olan pencere öğlen keskinleşir. Bu yüzden masa üstünde küçük bir “ışık planı” kur: Öğle saatinde perdeyi indir, akşamüstü tekrar aç. Bu basit ritim, odak süresini uzatır.

Akıllı aydınlatma ve masa lambası seçimi: sabah net, akşam daha sıcak ışık

Tek bir tavan ışığıyla çalışmak, bütün günü tek vitesle sürmek gibidir. Daha konforlu çözüm katmanlı aydınlatma kurmaktır:

  1. Genel ışık: Odanın tamamını yumuşakça aydınlatır (tavan lambası gibi).
  2. Görev ışığı: Masa üstüne odaklanır (masa lambası).
  3. Ortam ışığı: Arka planı yumuşatır, gözün “tam karanlık ile parlak ekran” arasında sıkışmasını önler (lambader, küçük LED şerit gibi).

Renk sıcaklığı basitçe ışığın “beyaz mı, sarı mı” hissidir. Daha soğuk beyaz ışık sabahları daha net hissettirir, daha sıcak ışık akşamları gözü rahatlatır. 2026’da öne çıkan yaklaşım, gün içinde renk sıcaklığı değiştirebilen LED’ler ve dimmer’la ışığı kısabilmektir. Akıllı ampul şart değil, dimmer’lı bir masa lambası bile akşam konforunu belirgin artırır.

Masa lambasında arayacağın iki özellik işini kolaylaştırır: ayarlanabilir parlaklık ve yönlendirilebilir başlık. Işığı ekranın üstüne değil, klavye ve çalışma alanına ver. Böylece hem gölgeyi yönetirsin, hem de ekranda yansıma riskini azaltırsın.

Toplantı günleri için küçük ipucu: Yüzün karanlık kalıyorsa, masa lambasını doğrudan yüzüne çevirmek yerine ışığı açık renk bir duvara sektir. Daha doğal görünür, gözünü de almaz.

Biyofili ve doğal malzemeler: daha sakin bir alan için basit dokunuşlar

Uzun süre odaklanmak için “steril” bir alan değil, sakin bir atmosfer gerekir. Biyofili yaklaşımı burada devreye girer: Doğayı birebir taşımak değil, doğayı hatırlatan küçük ipuçları koymak. 2026 eğilimlerinde stres azaltan çalışma köşeleri daha çok konuşuluyor, ama en iyi sonuç “çok” yapınca değil, az ama doğru dokunuşlarla gelir.

Başlamak için üç basit hamle yeter:

  • Bitki: Masada tek bir yeşil dokunuş bile alanı yumuşatır. Bakımı kolay türler olarak sukulentler, paşa kılıcı gibi dayanıklı seçenekler veya az ışıkta idare eden bitkiler iş görür. Bitki aynı zamanda tozu tutar, bulunduğun köşeyi daha “canlı” hissettirir.
  • Doğal doku: Ahşap görünümlü bir masa üstü düzenleyici, rattan benzeri bir sepet, keten hissi veren bir kılıf. Bu tür dokular gözü dinlendirir.
  • Toprak tonları: Bej, krem, açık kahve ve zeytin tonu gibi renkler duvar şart değil, kalemlik, mouse pad veya küçük bir tabloyla bile gelir.

Hava kalitesini de unutma. Bayat hava, odak düşüşünü hızlandırır. Her 60-90 dakikada bir 2-3 dakika pencere açmak, masaya yakın bir alanı daha ferah yapar. Bitkiler tek başına “hava temizleme cihazı” gibi düşünülmemeli, ama düzenli havalandırma ve sade bir düzenle birlikte konforu belirgin artırır. Bu üçlü (ışık, renk, hava) yerindeyse, çalışma alanın gün boyu daha taşınabilir bir sakinliğe kavuşur.

Dikkat dağıtan şeyleri kes: ses, düzen ve teknolojiyle daha akıcı bir home-office

Evde çalışırken odak kaybı çoğu zaman büyük bir sorundan değil, küçük “sızıntılardan” gelir. Odaya yayılan yankı, masanın üstünde dolaşan kablolar, toplantıda kopan internet, prizde yaşanan minik temassızlıklar. Hepsi üst üste binince iş akışı bölünür. Buradaki hedef, pahalı ekipman almak değil, dikkat dağıtıcıları kaynağında azaltmak. Ses, düzen ve teknoloji tarafında birkaç akıllı dokunuşla daha akıcı bir home-office kurabilirsin.

Yankıyı azaltan kolay çözümler: halı, perde, kitaplık ve kapı altı fitili

Akustik panel şart değil. Çoğu ev ortamında yankı, sert yüzeylerin (boş duvar, parke, çıplak pencere) sesi geri sektirmesinden doğar. Bu yüzden ilk hamle, sesi “emebilen” yumuşak yüzeyleri artırmaktır. Kalın bir halı, tül yerine daha tok bir perde, dolu bir kitaplık; hepsi sesi kırar. Etkisini en net, mikrofonun aldığı seste görürsün: daha az metalik ton, daha anlaşılır kelimeler, daha az “oda sesi”.

Kapı altı fitili de küçücük bir parça gibi durur ama iki işe yarar: koridordan gelen sesi azaltır, içerideki konuşmanın dışarı sızmasını düşürür. Özellikle toplantıda konuşmaların daha “özel” kalmasını istiyorsan iyi bir destek olur.

Online toplantı yapanlar için 3 hızlı iyileştirme:

  1. Halıyı masanın altına değil, konuştuğun alana yay: Sandalyenin arkasında kalan boş parkeler yankıyı büyütür.
  2. Perdeyi kapat, pencereyi yumuşat: Cam, ses için ayna gibidir. Kalın kumaş perde fark edilir ölçüde iyileştirir.
  3. Mikrofonu yakına al, sesi kısmaya çalışma: Mikrofona yaklaşınca (yaklaşık bir karış mesafe) oda yankısı yerine sesin öne çıkar.

Küçük bir benzetme: Yankı, boş bir bardağa konuşmak gibidir. Bardak doldukça ses daha “tok” gelir. O doluluğu, evdeki yumuşak yüzeyler sağlar.

Kablo ve depolama düzeni: masanın üstünü sade tutmanın pratik yolu

Dağınık masa, zihinde açık sekme sayısını artırır. Gözün her kabloya, her ufak eşyaya takıldıkça beynin “mikro kararlar” verir. Bu da fark etmeden odak yorar. Bu yüzden amaç, estetikten önce karar yorgunluğunu azaltmak.

Kablo düzeni için en pratik kurulum şudur: kablolar masa üstünden değil, masanın arkasından akar. Bir kablo kanalı ya da yapışkanlı klipslerle kabloları tabla altına topla. Cırt bant kullanmak da büyük rahatlık sağlar, hem sök tak kolaydır, hem de kabloları demet halinde tutar. Çoklu prizi yere gelişigüzel bırakmak yerine, masanın yanına veya tabla altına sabitle. Böylece adaptörler sallanmaz, ayak takılma riski düşer.

Şarj tarafında “tek noktadan besleme” mantığı işe yarar. Telefon, kulaklık, akıllı saat gibi cihazlar için küçük bir şarj istasyonu (tek bir priz bölgesi) kurarsan, masa üstünde kablo dolaşımı azalır.

Masanın üstünü sade tutmak için “günlük kullanılan 5 eşya” kuralı uygula: Masa üstünde her gün gerçekten elin giden en fazla 5 şey kalsın (örneğin laptop, defter, kalem, su, kulaklık). Diğerleri çekmeceye veya yakındaki kutuya. Dağınıklık azaldıkça, işe başlamak daha az sürtünmeyle olur.

Teknoloji seti: kamera, mikrofon, internet ve güç yedeklemesi

Toplantı kalitesi, iyi görünmekten çok kesintisiz anlaşılmak demektir. Burada iki seviyeli düşünmek işini kolaylaştırır.

Temel seviye kurulum

  • Kamera: Göz hizasında olsun. Laptop kamerası alçakta kalıyorsa, 2-3 kitabın üstüne koymak bile fark yaratır.
  • Mikrofon: Dahili mikrofon yerine kablolu bir kulaklık çoğu zaman yeterlidir. Mikrofona çok uzak kalma, 15-20 cm iyi bir aralıktır.
  • İnternet: Mümkünse Ethernet kablosu kullan. Wi-Fi kullanıyorsan modemle aranda iki duvar varsa kopma ihtimali artar.

İleri seviye kurulum (isteğe bağlı yükseltme)

  • Harici mikrofon (USB) ve basit bir masa standı, sesi daha net yapar.
  • Wi-Fi güçlendirici kullanacaksan konumu kritik: modemden “zorla” sinyal alan köşeye değil, modemle çalışma alanının arasına yerleşmeli.
  • Güç planı: Elektrik kesintisi için UPS veya güçlü bir powerbank (telefonu ve modemi kısa süre idare edecek) iyi bir sigorta olur. En azından toplantıyı düzgün kapatmanı sağlar.

2026 tarafında ise iki yükseltme öne çıkıyor: sensörlü oturma hatırlatıcıları (sandalyeye entegre ya da ayrı cihazlar) ve akıllı prizle enerji takibi. Şart değiller, ama gün içinde hareketi hatırlatır, gereksiz tüketimi görmeni sağlar.

Gizlilik ve güvenlik: evden çalışırken küçük önlemler büyük fark yaratır

Ev ortamında güvenlik, çoğu zaman alışkanlıkla çözülür. İlk konu ekran görünürlüğü: Masanı kapıya veya salona dönük kurduysan, ekrandaki bilgi istemeden görünür. Ekranı mümkünse duvara dönük konumlandır, değilse ekran parlaklığını düşür ve görüş açını daralt.

Toplantılarda kulaklık kullanımı basit ama etkili bir gizlilik adımıdır. Hem evdeki sesleri daha az duyarsın, hem de karşı tarafın konuşmaları ortama yayılmaz. Fiziksel belgeler için de aynı mantık geçerli: “iş bitti” anında dosyayı kapat. Kilitli bir çekmece yoksa bile kapaklı bir kutu kullanmak, masanın üstünde unutmayı azaltır.

Ortak bilgisayar kullanıyorsan risk büyür. En pratik önlemler:

  • Oturumunu her kalkışında kilitle (Win + L gibi).
  • Tarayıcı şifre kaydını paylaşma, iş hesabında ayrı profil aç.
  • Dosyaları masaüstünde biriktirme, iş klasörünü düzenli toparla.

Bunlar küçük gibi görünür, ama evden çalışmada “görünmeyen kazaları” ciddi ölçüde azaltır.

Conclusion

Remote çalışma için iyi bir home-office, tek bir ürünle değil, doğru kurgu ile kurulur. Önce evin akışını okuyup en sakin köşeyi seç, sonra sandalyeyi ve masayı vücuduna göre ayarla. Işığı katmanlı kur, gün ışığını yansıma yapmayacak açıya al. Yankıyı halı ve perdeyle yumuşat, masa üstünü sade tut, toplantı setini (kamera, mikrofon, internet) kesintisiz çalışacak hale getir. İstersen ilham için 2025 Ofis Tasarımı Trendleri yazısına da bak.

Odak için 7 maddelik mini kontrol listesi:

  1. Masanın yanından geçen trafik az mı?
  2. Sandalyede bel desteği temas ediyor mu?
  3. Monitör üst çizgisi göz hizasına yakın mı?
  4. Pencere yanda mı, ekranda parlama yok mu?
  5. Halı veya perde yankıyı azalttı mı?
  6. Kablolar masa altına toplandı mı?
  7. İnternet mümkünse kablolu, güç planı hazır mı?

Zaman ayırdığın için teşekkürler, küçük değişikliklerle başlayıp zamanla yükseltme yapman çok normal.